12 Ekim 2014 Pazar

67. MEKTUP; EYLÜLDE LODOSÇU




Koydayım; karşımdaki tepenin eteğinden düşmüş taşların ve kayaların sahiplendiği sahile bakıyorum.

Hızı kesilmiş dalgaları takip ederek kıyılara takılıyor gözlerim.

Seninle Lodosun  kıyıya yığdığı öte beri arasında eşelenip bulduğumuz ganimetlere öyküler düzdüğümüz olmuş muydu?

Olsaydı hatırlardık…

Olmadığını adım gibi biliyorum.

Eylül’de lodosçuluk…


“Nondum amabam, et amare amabam, quaerebam quid amarem, amans amare.” (sevmiyorken ve sevmeyi sevmiyorken, seveceğim şeyi , sevmeyi severek araştırıyordum.) İtiraflar- St Augustine. *

….

Zeytini idrak etmek lazım. Ölümsüzlüğün sırrı zeytinde babobab filan hep hikaye. Dalını kestiğin anda yeniden fışkırıyor zeytin. Delice fışkırıyor. Onun için delice… mesela İspanyolca yaşa diye bildiğimiz ole lakırdısının pekiala oleas yani zeytinden gelmiş olabileceğini düşünüyorum. Son derece uyduruyor da olabilirim tabi. Ama yinede oradan geldiğini düşünebilriz. Eylül’de zeytin daha olmamış.


Yüzüyorum yüzüyorum yorulunca sırt üstü uzanıp gökyüzünü seyrediyorum gözlerim kapalı çünkü açarsam güneş gözlerimi yakıyor.  Mühim değil. Bilirsin gökyüzü öyle bişeydir;  gözlerini kapatınca da seyredebilen bişey…

….

Eylülün tam ortası ve havaalanının birinde gecikmeli uçağımın bekleme salonunda rahat bir koltuk buldum.

Gün ortası uçuşu haddinden fazla kalabalık, nedir bu? Şimdiden 2 uçak iptal edildi.

Havalimanlarında teyzeler hep huzursuz…

Bu cümlenin nereye gideceği belli onun için burada kesiyorum.

….

Bir Atlantik uçuşu yapan bi röntgen çektirmiş gibi radyasyon alıyormuş. Bekleme salonu muhabbetlerine kulak misafiri olarak ne çok bilgiye maruz kalıyorum.

 

Uçağa binerken herkes kadar tedirginim, ne eksik ne fazla… yani özel bir uçak korkum yok ama son zamanlarda birkaç sefer tuhaf tedirginlikler yaşadım. Yolculuğun henüz ortasındayken inişi düşünmeye başladım; “acil çıkış kapısında sırf bacaklarımı uzatabiliyorum diye oturmayı seçtiğim için allah beni cezalandıracak acil bir durum söz konusu olacak ve ben apışıp kalıcam çünkü hostes anlatırken yapmam gerekenleri hiç dinlemedim; sadece çıkarken uçağın diğer yolcularına öncelik tanımam gerektiğini hatırlıyorum…” diye söylenip duruyorum içimden. Ama en azından bunu yapabilirim çünkü çok soğuk kanlıyımdır ve tehlike anında asla ölümü düşünmem; paniğe karşı, ölüme karşı, acıya karşı soğuk. Eh bu durumda kolu çekip acil çıkış kapısını açma işini diğer bacaklarını uzatan arkadaşlar yapsınlar artık.  Eylülde ölümü düşünüp duruyorum.

Özellikle birkaç sefer uçaktan korkan birinin yanında seyahat ettikten sonra oldu sanırım bu.

 

 Biraz rahatlamak kafamı dağıtmak için sudoku çözüyorum; yok uçakta alkol bana iyi gelmiyor;  Bunuel de uçaktan korkarmış bi tek at rahatlarsın demişler; denemeye önce viskiyle başlamış şarap vermut filan derken cinin gerçekten işe yaradığını fark etmiş. Yok yine de sevmiyorum uçakta içki içmeyi; o plastik bardaklarla filan…


Öğle yemeğinde balık yemeyi seviyorum; daha doğrusu balık lokantalarını öğleyin seviyorum.


Yazlık çay bahçeleri eylülde güzel…çekirdek çitlemeli, beyaz gazozlu filan.

Kadının biri gazete okuyor ; iki satır okuyup yanındaki adama dönüp bişeyler söylüyor. Adam bazen hiç tepki vermiyor uzaklara bakıyor… sonra kadın birkaç satır daha okuyup tekrar adama anlatıyor…adam bu kez kafasını sallıyor…kadın gözlüğü burnuna düşürüp adamın gerçekten onu dinleyip dinlemediğinden emin olmak için biraz duruyor. Adam kadını dinlediğini göstermek için bişey yapıyor…çok ince bişey, çok ince ve çok riskli… anlatması zor ama işe yarıyor kadın yeniden gazeteye dönüyor ve okumaya devam ediyor böylece adam rahatlayıp yeniden uzaklara dalıyor….ben biliyorum tüm bu süre boyunca adam kadının söylediklerinin bir kelimesini bile dinlemedi.


Sesi kendi ruhunun sesini andırıyordu düşüncenin dinginliğinde işitilen;

Müziği uzun süre derelerin ve esintilerin örülmüş sesleri gibi

Asılı bıraktı en derin duyumunu…*

 

O öldü, ben playlistin son iki parçasını bulmak için oyalanırken oldu bu. O sabah haberi verdiklerinde öyle apışıp kaldım ki; anlamsızca ölüm nedenini inkar ettiğimi fark ettim. O hastalığa yenik düşmüş olamaz, ne malum o sabah boğazına balık kılçığı kaçmış yemek borusnu , nefes borusunu neyse işte borularından birini tıkamış ve onu öldürmüştür diyordum içimden; mutlaka öyle olmuştur dedim durdum kendi kendime… sonra o çok hastayken bile bu durumu nasıl inkar ettiğimi, nasıl isyan ettiğimi fark ettim. Fark ettiğimden beri de,  bir aydır aklıma geldikçe buna ağlıyorum ara ara. Bir de saç tokası yürütmüştüm ondan bir keresinde; bu da aklıma geldikçe ağlıyorum. 
Henüz ölümüne ağlamaya fırsat bulamadım.  

Ve sessizlik,  o sese çok fazla gönül verdiğinden kilit altında tutuyor boğuk müziğini çirkin hücresinde.*

Eylül’de ölümü düşündüm durdum. Şimdi biraz daha iyiyim galiba.

Sevgiler

Jane

* Percy Bysshe Shelley- Yalnızlığın Ruhu

2 yorum: