Koydayım; karşımdaki tepenin eteğinden düşmüş taşların ve
kayaların sahiplendiği sahile bakıyorum.
Hızı kesilmiş dalgaları takip ederek kıyılara takılıyor gözlerim.
Seninle Lodosun
kıyıya yığdığı öte beri arasında eşelenip bulduğumuz ganimetlere öyküler
düzdüğümüz olmuş muydu?
Olsaydı hatırlardık…
Olmadığını adım gibi biliyorum.
Eylül’de lodosçuluk…
…
“Nondum amabam, et amare amabam, quaerebam quid amarem,
amans amare.” (sevmiyorken ve sevmeyi sevmiyorken, seveceğim şeyi , sevmeyi
severek araştırıyordum.) İtiraflar-
St Augustine. *
….
Zeytini idrak etmek lazım. Ölümsüzlüğün sırrı zeytinde
babobab filan hep hikaye. Dalını kestiğin anda yeniden fışkırıyor zeytin.
Delice fışkırıyor. Onun için delice… mesela İspanyolca yaşa diye bildiğimiz ole
lakırdısının pekiala oleas yani zeytinden gelmiş olabileceğini düşünüyorum. Son
derece uyduruyor da olabilirim tabi. Ama yinede oradan geldiğini düşünebilriz.
Eylül’de zeytin daha olmamış.
…
Yüzüyorum yüzüyorum yorulunca sırt üstü uzanıp gökyüzünü
seyrediyorum gözlerim kapalı çünkü açarsam güneş gözlerimi yakıyor. Mühim değil. Bilirsin gökyüzü öyle
bişeydir; gözlerini kapatınca da
seyredebilen bişey…
….
Eylülün tam ortası ve havaalanının birinde gecikmeli
uçağımın bekleme salonunda rahat bir koltuk buldum.
Gün ortası uçuşu haddinden fazla kalabalık, nedir bu?
Şimdiden 2 uçak iptal edildi.
Havalimanlarında teyzeler hep huzursuz…
Bu cümlenin nereye gideceği belli onun için burada
kesiyorum.
….
Bir Atlantik uçuşu yapan bi röntgen çektirmiş gibi radyasyon
alıyormuş. Bekleme salonu muhabbetlerine kulak misafiri olarak ne çok bilgiye
maruz kalıyorum.
Uçağa binerken herkes kadar tedirginim, ne eksik ne fazla…
yani özel bir uçak korkum yok ama son zamanlarda birkaç sefer tuhaf
tedirginlikler yaşadım. Yolculuğun henüz ortasındayken inişi düşünmeye
başladım; “acil çıkış kapısında sırf bacaklarımı uzatabiliyorum diye oturmayı
seçtiğim için allah beni cezalandıracak acil bir durum söz konusu olacak ve ben
apışıp kalıcam çünkü hostes anlatırken yapmam gerekenleri hiç dinlemedim;
sadece çıkarken uçağın diğer yolcularına öncelik tanımam gerektiğini
hatırlıyorum…” diye söylenip duruyorum içimden. Ama en azından bunu yapabilirim
çünkü çok soğuk kanlıyımdır ve tehlike anında asla ölümü düşünmem; paniğe
karşı, ölüme karşı, acıya karşı soğuk. Eh bu durumda kolu çekip acil çıkış
kapısını açma işini diğer bacaklarını uzatan arkadaşlar yapsınlar artık. Eylülde ölümü düşünüp duruyorum.
Özellikle birkaç sefer uçaktan korkan birinin yanında
seyahat ettikten sonra oldu sanırım bu.
Biraz rahatlamak
kafamı dağıtmak için sudoku çözüyorum; yok uçakta alkol bana iyi gelmiyor; Bunuel de uçaktan korkarmış bi tek at rahatlarsın
demişler; denemeye önce viskiyle başlamış şarap vermut filan derken cinin
gerçekten işe yaradığını fark etmiş. Yok yine de sevmiyorum uçakta içki içmeyi;
o plastik bardaklarla filan…
…
Öğle yemeğinde balık yemeyi seviyorum; daha doğrusu balık lokantalarını
öğleyin seviyorum.
…
Yazlık çay bahçeleri eylülde güzel…çekirdek çitlemeli, beyaz
gazozlu filan.
Kadının biri gazete okuyor ; iki satır okuyup yanındaki
adama dönüp bişeyler söylüyor. Adam bazen hiç tepki vermiyor uzaklara bakıyor…
sonra kadın birkaç satır daha okuyup tekrar adama anlatıyor…adam bu kez
kafasını sallıyor…kadın gözlüğü burnuna düşürüp adamın gerçekten onu dinleyip
dinlemediğinden emin olmak için biraz duruyor. Adam kadını dinlediğini
göstermek için bişey yapıyor…çok ince bişey, çok ince ve çok riskli… anlatması
zor ama işe yarıyor kadın yeniden gazeteye dönüyor ve okumaya devam ediyor
böylece adam rahatlayıp yeniden uzaklara dalıyor….ben biliyorum tüm bu süre
boyunca adam kadının söylediklerinin bir kelimesini bile dinlemedi.
…
Sesi kendi ruhunun
sesini andırıyordu düşüncenin dinginliğinde işitilen;
Müziği uzun süre
derelerin ve esintilerin örülmüş sesleri gibi
Asılı bıraktı en derin
duyumunu…*
O öldü, ben playlistin son iki parçasını bulmak için
oyalanırken oldu bu. O sabah haberi verdiklerinde öyle apışıp kaldım ki;
anlamsızca ölüm nedenini inkar ettiğimi fark ettim. O hastalığa yenik düşmüş
olamaz, ne malum o sabah boğazına balık kılçığı kaçmış yemek borusnu , nefes
borusunu neyse işte borularından birini tıkamış ve onu öldürmüştür diyordum
içimden; mutlaka öyle olmuştur dedim durdum kendi kendime… sonra o çok
hastayken bile bu durumu nasıl inkar ettiğimi, nasıl isyan ettiğimi fark ettim.
Fark ettiğimden beri de, bir aydır
aklıma geldikçe buna ağlıyorum ara ara. Bir de saç tokası yürütmüştüm ondan bir keresinde; bu da aklıma geldikçe ağlıyorum.
Henüz ölümüne ağlamaya fırsat bulamadım.
Henüz ölümüne ağlamaya fırsat bulamadım.
Ve sessizlik, o sese çok fazla gönül verdiğinden kilit
altında tutuyor boğuk müziğini çirkin hücresinde.*
Eylül’de ölümü düşündüm durdum. Şimdi biraz daha iyiyim
galiba.
Sevgiler
Jane
* Percy Bysshe Shelley- Yalnızlığın Ruhu
http://www.youtube.com/watch?v=bo6lKQYVUBU
YanıtlaSilAppreciated!
YanıtlaSil