Öyle bir
tepeye bakıyordum. Oldum olası tepeye varan keçi yolları beni cezbetmiştir. Çıkmaya niyetliydim, mevsim itibariyle otlar
ve dikenler bayağı boyluydular. Bunu çok umursamıyordum, daha çok keçinin takip ettiği yolu henüz
aşağıdayken tespit etmeye çalışıyordum. Çünkü keçi kimi zaman bir yere kadar
gider, sonra keyfine göre geri dönüp başka bir yerden gitmeye karar verir;
böyle bir durumda senin de geri dönmen icab eder ki bu sana zaman kaybettirir.
Oysa güneş inişe geçmişti ve tepeye vardıktan sonra maksimum yarım saat içinde
batacak gibi görünüyordu. Neruda da yanımdaydı. Ona baktım, eliyle ve tatlı bir
baş hareketiyle “önden buyur” işareti yaptı. Ben de tırmanışa başladım. Neruda
da hemen ardımdan ilerliyordu; kısa ama düzenli solukları ensemdeydi. ilerlemiş yaşına rağmen arayı fazla
açmayışına şaşkındım. Antrenmanlı olduğu her halinden belliydi. Hiç
konuşmuyorduk. Zaten herkes kendini alıyor yanına meşakkatli yolculuklara
çıkarken.
Ve,
Tırmanışa
geçmeden önce sağlam bir asa a edinmek önemlidir. Ağaçtan sağlam bir dal… Üzerinden atlayamayacağın diken öbekleriyle karşılaştığın zaman asanla dikenleri bir
tarafa yatırıp kendine yol açabilirsin; biraz çizilmeyi göze alman gerekir ve
ben bunu iyi beceririm. Büyük öbeklerle karşılaştığımda bedenimi iyice inceltip
bir çizgi haline gelmeye çalışırım; sonra ustalıkla asamı dikenlerin üstüne
bastırır onları uygun tarafa yatırırım, tek bir nefeste açtığım yarıktan
bedenimi diğer tarafa geçiririm. Ve bu
harika hissettirir geriye dönüp bakınca,
asamı üstlerinden çeker çekmez dikenler eski halini alır; yol hiç
gidilmemiş olur. Baktım Neruda da benim yaptığımı yapıyordu. Fark ettim; her
aştığı diken öbeğinden sonra geriye dönüp bakıyor; nefes alıyordu.
Dikenlerden
başka bir de kayalar vardır oynak, önce
asayla yoklamak ve çok temkinli basmak lazımdır özellikle dengen zayıfsa ve
bedeninin ağırlığını taşıma yeteneğin gelişmemişse… Böyle sıkıntılarımız yok Allahtan Neruda’yla
bizim.
Haklıydım
tepeye vardığımızda güneşin batışına yetişmiştik. Neruda’ya baktım. Kaşları çatık
dudaklarındaysa tonton bir ifadeyle sık nefes alıp veriyordu. Kaşlarının
çatıklığı yaşlılık kırışıklığındandı, oysa dudaklarında mutlu bir tebessüm var
gibiydi. Yani yorulduğunda enteresan bir hal alıyordu Neruda’nın yüzü. Öylece durduk biraz, sırtını yaslayabileceği
bir yer olursa rahat edeceğini düşünerek Neruda için bir ağaç aradım ve buldum.
Oturduk yan yana, birer sigara yaktık. Tüttürdük. Ben bir iki kare fotoğraf çektim ard arda. sessizliğimizin keyfine vardık bir süre.
Bir adam doğdu niceleri arasında,
diye kırdı sessizliğini Neruda.
Durdu.
Başımı
hiç çevirmedim ondan tarafa,
Elimde
ağaçtan kopmuş bir dalla toprakla oynamaya başladım.
Aslında
heyecanlanmıştım, ama hissettiğim yoğunlukla onu bozmak istemedim.
Ki doğdular,
Yaşadım nice adam arasında
Ki yaşadılar…
‘Ben de-
Ama
bahsetmeyelim diğerlerinden şimdi.
Bana o
adamı söyle’ dedim.
Gülümsedi
ve sırtımı sıvazladı.
Söz açmayalım tarihten
Topraktan söz açalım.
Toprağa çevirdim
yüzümü,
Gökyüzüne
bakmaktan sık sık toprağa bakmayı unutuyordum.
Toprağın
bir yüzü vardı ve ne hayatlar aslında karman çorman,
Kökleriyle
tutunanlar, hiç tutunamayıp yaprak gibi rüzgârda savrulanlar,
Çekirgeler,
karıncalar, karıncayiyen oyukları, çer çöp.
Dalmıştım.
Ülkesidir Parral kışın doğan
kimsenin. dedi Neruda,
ana düştüm yine.
“Parral”
dedim evet.
Hiç duymamıştım.
Ve devam
etti.
Belirsiz bir doğuş oldu bu varış,
geç
Ve yavaş bir doğuş oldu
gerçekten,
Yoklamak oldu hem de, tanımak,
tiksinmek, sevmek
Bütün o çiçeği olan, üstelik
dikenleri olan şeyleri.
Güneş iniyordu,
ortalık hafif puslu bir turunculuğa bürünmüştü
Gözlerimi
kapattım bir an için, hayal etmeye daldım
Henüz çocuk
olan adamı
Ah o yavaş çocukluk…
Eliyle işaret
etti bir sigara daha yakmak istedi Neruda,
Yaktık.
İlk nefesini
derin alıp devam etti.
Kim oldum? Ne oldum? Ne olduk?
Karşılık yok.
Geçtik.
Olmadık.
Öyleydik.
Başka ayaklar,
Başka eller, başka gözler,
Herşey durum değiştirdi yaprak
yaprak ağaçta.
Ama sende?
Değişti derin, saçların,
belleğin,
Sen o olmadın,
Koşa koşa geçti o çocuk
Bir ırmağın ardından, bir
bisikletin ardından,
ve devinimle
yaşamın geçip gitti o dakikada.
Sahte kimlik izledi adımlarını
Saatler rıhtıma bağlandı günden
güne,
Ama sen değildin daha, geldi
öteki,
Öteki sen, sonra bir öteki,
sen sen oluncaya dek,
Sen koparıncaya dek kendini
Yolcunun kendisinden
trenden, vagonlarından yaşamın,
başkası bilmekten kendini,
ilerleyenden...
Ağaçtan kopan
ince bir dal Neruda’nın burnuna çarptı.
Neruda’nın
burnu kaşındı.
Tam da ‘başkası
bilmekten kendini’ demişken
Bu yüzden
‘ilerleyenden’ pek cılız çıktı ağzından.
Beni bir
gülme aldı.
Gülümsedi
o da.
Sonra dizime
vurdu iki kez hafifçe
Dedenin torununun
dizine vurması gibi bir şefkatle;
Sözü almamı
istiyordu, ileriye güneşe çevirirken
yüzünü.
Dedim ki;
Yaşadım niceleri
arasında ve sustum.
Çünkü seyretmektir
en sevdiğim,
Ve ŞİİRdir
senin yazdığın, ara ara söylediğim,
Şöyleydi
ya:
Ve o zamanlar oldu bu…
Şiir aramaya geldi beni.
Bilmem ki bilmem ki nerden
çıkıverdi,
Kıştan mı, ırmaktan mı?
Bilmem ki nasıl, ne zaman,
Değil, sesler değildi bu,
Sözcükler, ya da sessizlik
değildi,
Bana bir sokaktan sesleniyordu,
Gecenin dallarından,
Başkaları arasında ansızın,
Yanan ateşler arasında
Ya da yapayalnız dönüşte,
Oradaydı, yoktu yüzü dokunuyordu
bana,
Ne diyeceğimi bilemiyordum,
Ağzımsa bilemiyordu adlandırmayı,
Kördü gözlerim,
Bir şeyler çarpıyordu içime
Ateş gibi, yitik kanatlar gibi,
Bir başıma geliştim usul usul,
Uğraşıp çözerek
Bu yangıyı
Ve ilk anlaşılmaz satırı yazdım,
Anlaşılmaz, temelsiz, saf
Ahmaklığı,
Saf bilgisini
Hiç bir şey bilmeyen kimsenin,
Ve gördüm birden bire
Benek benek apaçık göğü,
Gezegenleri
Saf fidanlıkları,
Delinmiş,
Göz göz olmuş
Gölgeyi oklarla, ateşle,
çiçeklerle,
Sürükleyip götüren geceyi,
evreni,
İşte ben, en ufak yaratık,
Gizem görünümünde ve biçimindeki
O büyük
O yıldızlı boşlukla şaşkın,
Sezdim uçurumun
Saf bölümünü,
Yuvarlandım yıldızlarla,
Yüreğim çözüldü rüzgarda…
Sırtımı sıvazladı
yine, bana döndü ve tatlı tatlı konuştu;
Şiir o yıldızlı ortak hazine
Aramaya çıkmak gerekiyordu
Aç karnına ve kılavuzsuz
Kalan şeyi dünyada senden,
Aya özgü aydınlığı, gizli başağı
Anahtar yalnızlıktan kalabalığa
Yitiyordu sokaklarda, ormanda,
Altında taşların, ve trenlerde.
İlk damgadır karanlık gidiş
Bir bardak suyun verdiği ağır
sarhoşluk,
Hiçbirşey yemeden doymuş gövde
Gururuyla dilenen yürek
Ve daha nice şey
Kitapların söylemediği
Bir sevinçsiz görkemle dolu
Ezen taşı yavaşça koparıp atmak
Eritmek yavaşça maden filizini
ruhun
Sen okuyan kimse oluncaya dek,
Su senin ağzında şarkı
söyleyinceye dek.
Kolay iştir bu su içmek kadar
Boyuna doğmak kadar zor iştir de
Bir garip görevdir senin aradığın
Aranınca saklanan
Çatlak çatıdaki bir gölgedir ya o
her oyuğunda bir yıldız vardır.
Güneş karşıdaki
tepenin üstüne düşmeden önce bir bulutun ardına gizlendi
Belki de
bulut batışını gizlemek istedi bizden bilemem ama;
Güneş batınca
sinekler üşüştü birden
Neruda’nın
sohbetinden sebepleniyorlardı belli
“Güneş battı
ama var karanlığa daha
Meraktayım
çocuğu büyüt biraz da inişe geçelim artık”
Dedim.
İnmek gerekirdi
çünkü
Mevsim
hala limoni,
Güneş battı
mı Neruda üşür, ben üşürüm, keyfimiz
kaçar.
Sırtıma vurdu
pat pat, son sigaraları yaktırdı,
Yine derin
çekti ilk nefesi
Çocuğun maskesi değişti
Düzelir oldu acınacak durumu
Yatıştı güçlü devingenliği
İyi dayandı iskelet
Dayandı kemik çatkısı
Gülümseme,
Yürüyüş,
Havadan bir çalım,
Yankısı o çıplak çocuğun
Ki ortaya çıktı bir şimşekten,
Gene de bu büyüme bir giysi gibi
oldu:
İnsan başkasıydı ve kendinde
taşıyordu onu iğreti.
Baktı bana,
güldü.
Böyle oldu bu işler bende…
Dedi.
Kalktık,
“Yarın da
benimle gel, daha dinlemek istiyorum” dedim.
ama bu kez yıldızlara kadar kalalım,
ben ayarlayacağım
her şeyi…
olur der
gibi başını salladı, yine sırtıma dokundu ve beni inişe davet etti. Önden buyurdum
asama tutunarak. Bu kez Neruda geriden geliyordu, Hışırtıları duyuyordum ama
öyle çıkıştaki gibi hemen ardımda değildi.Dert etmedim, “herkes kafasına göre”
diye düşündüm. Hem şair adamların işine karışılmaz öyle. Belki biraz da
kaybolmak istiyordur dedim. Bense eve kadar koşmak istiyordum, içimden öyle
geliyordu. Aşağı iner inmez bağırdım “Pablooo, yine güneş inişe geçerkennnn ... yarınn…”
sonra da eve kadar koştum.
(Devamı var…)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder