23 Mayıs 2012 Çarşamba

35. MEKTUP; VAROLMAYAN VAROLUŞ


Mayıs 2012, yer yeniköy’deki  Emek Cafe,
Beni öğle yemeği sonrası kahve içmeye davet eden bir adamı bekliyordum.  Çay söyledim, deniz çırpıntılı görüş açısı da dar öyle geniş bir manzaraya hakim değil oturduğum masa; buraya gelirken arabanın camını yarıya kadar indirmiştim; ağaçlardan uçuşan beyaz şeyler yüzünden polen alerjim nüksetti sanırım; burnumda huzursuzlanmalar var şimdi. Burada böylece oturup burnumu düşünerek azap çekmemeye karar verdim, çay da pek iddialı değil; yarım bıraktım, kalktım. Gelirken önünden geçtiğim manavda gözüm kalmıştı. Adam gelince arar beni nasıl olsa dedim.
Meyvelerle kutsadım kendimi,
Salihli kirazının kilosu 14 lira. Kiraz yağmur yedi mi kurtlanır derler.  Yeşil erikten çok hoşlanmıyorum olsa da olur olmasa da. biraz da kayısı ve henüz orijinal boyutuna ulaşmamış olan şeftalilerden tarttırdım. O sırada adam aradı.
Biraz önce oturduğum masaya bir çift gelmiş oturmuş kahvaltı söylemişler menemene gözüm takıldı masadaki, adamsa benim asla oturmayı tercih etmeyeceğim bir köşe seçmiş oturmak için. Daha önce 1 kez ve 3 ay önce gördüğüm adamı hemen tanıdım.   Cafeye girip içerideki birine telefon eden blind date’e gelmiş kadınlardan biri sanılmak istemem bu alerjik halimle.  Elimi sıktı nazikçe; sonraki 15 dakika boyunca Eylül için benimle işbirliği yapmak istediği projesinden bahsetti. Sakin sakin dinledim. Sadece iki kez hapşırdım, çok yaşayın dedi; teşekkür ettim. Aslında çok yaşa diyen birine teşekkür edenlerden değilim ama öyle denk geldi; bir de şimdi sizli bizli olunca “siz de görün” demek çok anlamsız kaçacaktı. Zaten hemen alerjik durumumdan bahsettim beni hastalıklı sanmasın diye. Hasta insanlardan hoşlanmayanlar olabiliyor. Gerçi adamın benden hoşlanıp hoşlanmaması da çok umurumda değildi hani; yine de ihtiyaten…
Garson çayları tazelemeye geldiğinde; yeni çay istemediğimi, bir iki dakikaya kalkacağımı araya sıkıştırdım. Bu arada proje ile ilgili en kısa zamanda dönüş yapacağımı söyledim. Dönüş filan yapacağımdan değil, çalışasım filan yok benim hiç.  Bir balkon bulup 14 lira bayıldığım Salihli kirazlarını götüresim var. Ya da geçen gece misafirim geldiği için seyredemediğim Leyla ile Mecnun’un digi plus’a kaydettiğim son bölümünü seyrederken de götürebilirim kirazları. Bu da bir fikir.  
Mantık’ın yolunu izlemek yerine tutku veya hüznümü bir hazineymişçesine yanımdan ayırmadan öylece kaldım.

Sevgiler
Jane

Bu varolansız varolmaya nasıl yaklaşacağız peki?
Uykusuzluğu ele alalım. Bu kez hayal edilmiş bir deneyim söz konusu değildir. Uykusuzluk, uykusuzluğun asla son bulmayacağı bilincinden oluşmuştur, yani içinde bulunulan teyakkuz halinden kendini çekip çıkarmanın hiçbir yolu yoktur artık. Hiçbir amacı olmayan bir teyakkuz. İnsan ona çakılıp kaldığı anda, onun nerede başladığı ve nereye varacağı hakkında her tür mevhumu yitirir. Geçmişe teyellenen şimdi, bütünüyle bu geçmişin mirasıdır; hiçbir şeyi yenilemez. Daima aynı şimdidir veya süregiden aynı geçmiştir. Bir tek hatıra bile bu geçmişten bir özgürleşme olurdu çoktan. Burada zaman hiçbir yerden çıkmaz, hiçbir şey uzaklaşmaz, kaçıp gitmez. Yalnızca uykusuzluğu işaretleyebilecek olan dışsal gürültüler, başlangıçları ve sonu olmayan bu duruma başlangıçları sokabilir. Kaçınılmaz olan bu ölümsüzlük, var’a, öznesi olmayan varoluşa tamamıyla benzer. Var’ı uykuya dalmanın mümkün olmadığı bir teyakkuz aracılığıyla nitelendireceğiz. Bilinçdışına sığınma ve özel bir alana geri çekilir gibi uykuya doğru geri çekilme imkânından yoksun bir teyakkuzdur bu. Bu varolma, zaten sükûnet halinde olan bir kendinde değildir; her tür kendiliğin kesin olarak yokluğudur o- bir kendisizliktir.  Varolansız varolma başlangıç noktasından yoksun olduğuna göre, varolma ebediyet mevhumuyla nitelendirilebilir.  (Yuppi!) Ebedi bir özne, bir contradictio adjecto’dur.  Çünkü bir özne bir başlangıçtır zaten.  Ebedi özne kendisi nin dışında hiçbir şeye başlayamaz. Dahası, kendinde imkansızdır, çünkü özne olarak o, başlangıç olmak ve ebediyeti dışlamak zorundadır. Ebediyet teskin olmaz, zira kendisini üstlenecek bir özneye sahip değildir.
(Levinas-Zaman ve Başka, 67-68)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder