Mayıs 2012, yer yeniköy’deki Emek Cafe,
Beni öğle yemeği sonrası kahve içmeye davet eden bir adamı
bekliyordum. Çay söyledim, deniz
çırpıntılı görüş açısı da dar öyle geniş bir manzaraya hakim değil oturduğum
masa; buraya gelirken arabanın camını yarıya kadar indirmiştim; ağaçlardan uçuşan
beyaz şeyler yüzünden polen alerjim nüksetti sanırım; burnumda huzursuzlanmalar
var şimdi. Burada böylece oturup burnumu düşünerek azap çekmemeye karar verdim,
çay da pek iddialı değil; yarım bıraktım, kalktım. Gelirken önünden geçtiğim
manavda gözüm kalmıştı. Adam gelince arar beni nasıl olsa dedim.
Meyvelerle kutsadım kendimi,
Salihli kirazının kilosu 14 lira. Kiraz yağmur yedi mi
kurtlanır derler. Yeşil erikten çok
hoşlanmıyorum olsa da olur olmasa da. biraz da kayısı ve henüz orijinal
boyutuna ulaşmamış olan şeftalilerden tarttırdım. O sırada adam aradı.
Biraz önce oturduğum masaya bir çift gelmiş oturmuş kahvaltı
söylemişler menemene gözüm takıldı masadaki, adamsa benim asla oturmayı tercih
etmeyeceğim bir köşe seçmiş oturmak için. Daha önce 1 kez ve 3 ay önce gördüğüm
adamı hemen tanıdım. Cafeye girip içerideki birine telefon eden
blind date’e gelmiş kadınlardan biri sanılmak istemem bu alerjik halimle. Elimi sıktı nazikçe; sonraki 15 dakika
boyunca Eylül için benimle işbirliği yapmak istediği projesinden bahsetti. Sakin
sakin dinledim. Sadece iki kez hapşırdım, çok yaşayın dedi; teşekkür ettim. Aslında
çok yaşa diyen birine teşekkür edenlerden değilim ama öyle denk geldi; bir de
şimdi sizli bizli olunca “siz de görün” demek çok anlamsız kaçacaktı. Zaten hemen
alerjik durumumdan bahsettim beni hastalıklı sanmasın diye. Hasta insanlardan
hoşlanmayanlar olabiliyor. Gerçi adamın benden hoşlanıp hoşlanmaması da çok umurumda
değildi hani; yine de ihtiyaten…
Garson çayları tazelemeye geldiğinde; yeni çay istemediğimi,
bir iki dakikaya kalkacağımı araya sıkıştırdım. Bu arada proje ile ilgili en
kısa zamanda dönüş yapacağımı söyledim. Dönüş filan yapacağımdan değil,
çalışasım filan yok benim hiç. Bir balkon
bulup 14 lira bayıldığım Salihli kirazlarını götüresim var. Ya da geçen gece
misafirim geldiği için seyredemediğim Leyla ile Mecnun’un digi plus’a
kaydettiğim son bölümünü seyrederken de götürebilirim kirazları. Bu da bir
fikir.
Mantık’ın yolunu izlemek yerine tutku veya hüznümü bir
hazineymişçesine yanımdan ayırmadan öylece kaldım.
Sevgiler
Jane
Bu varolansız varolmaya nasıl yaklaşacağız peki?
Uykusuzluğu ele alalım. Bu kez hayal edilmiş bir deneyim söz
konusu değildir. Uykusuzluk, uykusuzluğun asla son bulmayacağı bilincinden oluşmuştur,
yani içinde bulunulan teyakkuz halinden kendini çekip çıkarmanın hiçbir yolu
yoktur artık. Hiçbir amacı olmayan bir teyakkuz. İnsan ona çakılıp kaldığı
anda, onun nerede başladığı ve nereye varacağı hakkında her tür mevhumu
yitirir. Geçmişe teyellenen şimdi, bütünüyle bu geçmişin mirasıdır; hiçbir şeyi
yenilemez. Daima aynı şimdidir veya süregiden aynı geçmiştir. Bir tek hatıra
bile bu geçmişten bir özgürleşme olurdu çoktan. Burada zaman hiçbir yerden
çıkmaz, hiçbir şey uzaklaşmaz, kaçıp gitmez. Yalnızca uykusuzluğu
işaretleyebilecek olan dışsal gürültüler, başlangıçları ve sonu olmayan bu
duruma başlangıçları sokabilir. Kaçınılmaz olan bu ölümsüzlük, var’a, öznesi
olmayan varoluşa tamamıyla benzer. Var’ı uykuya dalmanın mümkün olmadığı bir
teyakkuz aracılığıyla nitelendireceğiz. Bilinçdışına sığınma ve özel bir alana
geri çekilir gibi uykuya doğru geri çekilme imkânından yoksun bir teyakkuzdur
bu. Bu varolma, zaten sükûnet halinde olan bir kendinde değildir; her tür
kendiliğin kesin olarak yokluğudur o- bir kendisizliktir. Varolansız varolma başlangıç noktasından
yoksun olduğuna göre, varolma ebediyet mevhumuyla nitelendirilebilir. (Yuppi!) Ebedi bir özne, bir contradictio
adjecto’dur. Çünkü bir özne bir
başlangıçtır zaten. Ebedi özne kendisi
nin dışında hiçbir şeye başlayamaz. Dahası, kendinde imkansızdır, çünkü özne
olarak o, başlangıç olmak ve ebediyeti dışlamak zorundadır. Ebediyet teskin
olmaz, zira kendisini üstlenecek bir özneye sahip değildir.
(Levinas-Zaman ve Başka, 67-68)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder