Eylül geliyor, bu iyi bir şey.
Severiz eylülü.
Kızımızın adını eylül koymak isteriz.
O bir şey değil de asıl oğlumuzun adını eylül koymak isteriz.
Biliyorsun bir süredir aklım bulanık; kaygılar bağışıklık sistemime dadandıydı, kovdum biraz ama artık nasıl arsızlarsa…
emrivaki planlardan hoşlanmıyorum ama fazla uysalım hep; ne var ki bünyem benden daha asi ve inatçı.bazı iptaller hayat kurtarır, bazen birden fazla.
Geçen kuzey kutbuna gittim biliyor musun? Sen de bir ara dene. Şöyle ki;
Kuzey Kutbu- rüzgarın sadece güneyden gelip güneye doğru estiği yer, çünkü burada herşey güney (herşey sen). Tüm yönlerde. Pusulanın bile yalnızca güneyi gösterebildiği yer, çünkü mutlak kuzeyde olduğu için, artık kuzeyi gösteremez. Meridyenlerin birleştiği, dolayısıyla da tüm saatlerin aynı zamanda aynı olduğu yer. Yılın sınırsız bir gündüz, sürekli bir gece, tan, sürekli bir tekgün, alacakaranlık olduğu yer. (doyumsuzluğun anlamlı olduğu, doyumsuzuz çünkü senle ben diğerlerini bilmem.) yıldızların ne doğup ne battıkları yer. Güneşin gökyüzünde ne yükselip ne alçaldığı, ama yazın görüldüğünde ufukta aynı yükseklikte döndüğü yer. Yerin merkezkaç kuvvetinin kesildiği yer.
Orada mutlak kuzeyde kuzey artık yokmuş, ne gelirse artık güneyden gelebilirmiş, öznenin ortasında özne artık yokmuş, ne gelirse artık güneydekinden … ama ya aynı vücuttaysak?
Günöte: Güneşten olabilecek en uzak noktadayız.
Yeröte: Dünyadan olabilecek en uzak noktadayız.
Duyumsamazlık: Acıdan olabilecek en uzak noktadayız.
Can çekişme: ölümden olabilecek en uzak noktadayız.
Oysa aşka dair millenarist* bir inanışım olmuştur hep. (Şimdi fazla romantik geliyor. )
…Adam o kadar yalnızdı ki, kesinlikle bir istisnaydı. odası etrafı kuşatılmış yabancı bir bölgeydi sanki bakmaya hakkımız yoktu. Buraya ve odasına davetsizce girecek kadar yakın mıydık biz ona?
…Öyle sanıyorum ki kadın , onu her zaman kendi dışında bırakacak gücü buldu. Her ikisini de koruyan bir basitliği oldu kadının. Korkunç olanı bile doğal kabul etti. şaşırtmıyordu kadını bu.
…bir alavere havuzu açılıyordu sanki ve birbirimize göre seviye değiştiriyorduk.
…onu önce ölü sonra ölürken tanımış olduğuma inandım.
…birbirimize rastladığımız andan itibaren kendim için kayboldum.
…nereden geliyor bu? Olduğum yerde beni sürüklediği yerde, her şeyin sanki başka bir başlangıçla yeniden ele alınabileceği noktanın yanından sürekli olarak geçmem nereden geliyor?
…(kadın)kendi hikâyesiyle ilgili olarak anlattıklarını genellikle açıkça kitaplardan aktarıyordu.
…(kadın)rastlantısal hikâyelerle bir boşluğu mu gizleyip aydınlatıyordu?
…(kadın)kırılmış bir insan mıydı? En başından beri hep çöküşte miydi?
…(kadın) Ne bekliyordu? Neyi kurtarabileceğini umuyordu? Onun için ne yapabilirdik? Her sözümüze bu kadar açıklıkla özlem duymak niye? Bütünüyle mi bırakıldın? Kendin için konuşamaz mısın? Senin yokluğunda biz mi düşünmeliyiz? Senin yerine biz mi ölmeliyiz? Kendisini destekleyecek ne olduğunu bilmediğim güçlü bir şeye ihtiyacı vardı.
…Her şeyi tutkuyla dinleyen birinin yanında yaşanabilir mi? Bu sizi yıpratır, yakar.
İnsan nasıl oluyor da böyle şeyler yazabiliyor? Bu düpedüz beyin yıkama. Bunu okuyan biri nasıl kendini kukla gibi hissetmez. Artık öyle bir kıvama geldim ki bazı cümleleri, paragrafları okuduğumda şey gibi hissediyorum; hani suya atlamak için yüksek bir kayaya çıkarsın sonra başını kaldırıp biraz daha yükseğini görürsün tırmanırsın, biraz daha biraz daha derken inemeyeceğin bir noktada öylece kalakalırsın. Titreme gelir, panik atak geçirirsin de muhakkak yardım beklersin, biri elini uzatmadan kesinlikle inemeyeceğini düşünürsün, bedenine güvenemezsin, hiçbir şeyine güvenemezsin, çok korkarsın.
Sonra akut gelir yardıma, o tunç fındık ve ekibi her yerden çıkar. (gazetede okudum geçen, Kiraz’ı akut kurtardı başlıklı haber tam da bundan bahsediyordu. Genç adam denize atlamak için tırmandığı falezlerde kalakaldı, yardımına akut yetişti. -Kiraz gencin soyadıymış-.)
Uykusuz gecelerin çekiciliği, ertesi gün, gün doğmayacağı düşüncesi. Bu geceyi ve zamanı, arı bir yanılsama gibi, uykuda ve düşte gibi, ama aynı anda kendinden geçmeden uzatma düşüncesidir.
Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Sana yakında yine yazacağım, artık daha iyiyim.
sevgiler
jane
***
*Kıyamet gününden önce dünyada bin yıl barış ve mutluluk olacağına dayalı Hristiyan doktrini.
Resim; Magritte Rene, LES AMANTS (THE LOVERS) 1928
Alıntılar: Baudrillard, Blanchot

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder