Elimi kapıyı açmak için cebimden çıkarırken, kapısı içeriye
doğru açılan mekanları sevdiğimi düşündüm. Camdaki “life is a fairy tale” yazan sticker’ın o anda
gözüme çarpmış oluşuyla, kapıyı açtığım
anda içeriden gelen sıcacık havanın donmuş burnumun bir kısmını yeniden canlandırması
ve akabinde hapşırmam da pozitif hislerimi, o kapı kolunu tutup kapıyı içeriye
doğru açtığım ana odaklamış olabilir.
İçeri girdiğimde “herkese güneşli günler diliyorum “ demek
istedim ama ben tanımadığım topluluğa böyle şeyler söyleyebilen biri değilim. Onun
yerine bir espresso istedim; istediğim
anda da; macchiato mu isteseydim? daha mı
iyi olurdu diye düşündüm. Karar
değişikliğimi bildirmeye üşendiğim için bişey söylemedim onun yerine içimden “gözünü
sevdiğimin türk kahvesi” diye geçirdim.
Cam kenarındaki tek boş masa olan 4 kişilik iki masa arasına
sıkışmış; bir sandalyesi başka bir
masaya kaydırılmış olan minik iki kişilik masaya oturdum. Mekanın son boş
sandalyesini de varlığımla doldurmuş oldum.
Espressom gelene kadar oturduğum yerden gördüğüm manzarayı -
ki bu pek büyük sayılmayan mütevazı bir meydandı- izlemeye daldım. Çok üşümeyle, donmaya başlama sınırında girdiğim
içerinin sıcaklığı kan akışımı yavaşlatmış olmalı. Rehavet izlemeyi daha bir
keyifli hale getirdi. Onun için öğleyin kitapçıdan aldığım Allen Ginsberg’ün
Mark Ford tarafından seçilmiş şiirleri kitabını çantamdan çıkartmam biraz zaman
aldı.
Carl Solomon! I am with you in Rockland!
Where you are madder than I am
I am with you in Rockland!
Where you must feel very strange.
I am with you in Rockland!
Where you imitate the shade of my mother.
I am with you in Rockland!
Where you’ve murdered your 12 secretaries.
I am with you in Rockland!
Where you lough at this invisible humor.
I am with you in Rockland!
Where we are great writers on the same dreadful typewriter.
…
şiiri okumaya başladığımda seni düşündüm ve gülümsedim.
Sevgiler
Jane
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder